Puşkin Meydanı
dön diye kırık camların üzerinde yürüttüm gölgemi unutulmuş bir dünya haritasının ölçekleri gibi olduk sonra. ve gece her ne kadar adını unutmuş olsa da gecedir. Aksi düşünülemez. çok çabuk renk...
dön diye kırık camların üzerinde yürüttüm gölgemi unutulmuş bir dünya haritasının ölçekleri gibi olduk sonra. ve gece her ne kadar adını unutmuş olsa da gecedir. Aksi düşünülemez. çok çabuk renk...
Barış Manço dendiğinde genel hafıza, dinleyiciyi genellikle 70’lerin o uzun saçlı, kolyeli, analog synthesizer’ların ve Kurtalan Ekspres’in progresif rock tınılarının hakim olduğu “Dönence” dönemine götürür. Oysa Manço’nun diskografisine bir ses...
Nolan’ın Odyssey’i çekmesi onun “zaman bükücü” olduğunu sananların sandığı gibi sürpriz bir karar değil. Çünkü ünlü yönetmen kariyerini zaten eve dönüş hikayeleriyle doldurmuştu. Bu yüzden tarihin en büyük eve dönüş...
Sufi tarlasında giyotin satan bir budala gibiyim Enstrümanlarım kılıç ve kalkan Kinini okşuyorum gece yarılarının bana Ey küsuratlarım. Ne yaptınız? Ey koyun ruhlu çatışmalarım. İyi bok yediniz. Ziynet gibi saklıyorum...
Odamdayım. İçeriden Defne’nin sesi geliyor. Yine bir tiyatro oyunundan bir sekans oynuyor küçük Rapunzel. Gitarı aldım, si minöre kilitlendim. Aklımda “Zorba” var. Onunla ilgili bir şeyler yazmak istiyorum. Benim müziğim...
Televizyonda maç açık, tüm futbolcular delirmiş gibi hakeme itiraz ediyor. Spiker onları haklı buluyor. Fonda Tamer Karadağlı’nın garip bir TV’de Çiğdem Tunç’un bakışları arasında söylediklerini duyuyorum. Çiğdem Hanım da Tamer...
Biliyorum, konuşmak işlevini bozuyor sevginin. Bir fısıltı çıkıyor yalıyarlarımızdan. Çılgın öpüşmeler Sulu dudaklarından fışkırıyorlar. Sis ve kar bir akşamın algoritması olunca, olumlular olumsuzlara bırakıyor kendini. Kör gözlü bir melankoli...
O kadar retorik bir sözcüksün benim için. Karanfil kokulu bir cadde gibi inanıyorum şimdi sana. Neden karanfil kokan bir caddeye inanır ki insan? Bilmem. Belki mantıcıdan çıktığımızda dil altımıza yapıştırılmıştır...
İSKENDER Çatal metaforlar var ağrıyor diz kapaklarımda. Kaç yol çizmiş kendine lehimlenmiş baharlar? Geldik oğlum; oturuyoruz işte karşında yine. Sen anlat biz dinleyelim. Hatta konuşturma kimseyi. Bir sen konuş...
Bir dehlizin iç açıları gibi oranlıyorken sessizce içimi hasarlı hasatsız saplantılarım çarpık kanatları gibi albatros kuşlarının kalbim: genişleyen – daralan – hacimli – hacimsiz «dikkat et ne olur bana…» Tam...