pavyonculuk

içine açıldıkça dışına kaçabilirsiniz bir pavyonun… alem zaten perişan olmuş, rakılar, şaraplar, meyler su olup akmış apostolun şişesinden… ve bir daha hüzünlü bir bet ses duyamazsınız bir pavyondan başka… Nedir bir pavyon? Bir kuruluşun, bir kurumun, bir bahçe içindeki yapılarından her biri… Basit sözlük anlamıyla… Sıradan olmayan, romantik, (romance demedim, etimolojik olarak romantik), sıradanın içinde olmadığı, ayrık, içkibaz eğlence kameriyesi… Bir nevi pavillion denir amerikancada kendisine… iç işleri, akustiği falan olmaz ulan pavyonun… ne işi var pavyondaki meycinin dertlerinin yanında akustiğin.. saz çalar, okur uvertür, okur assolist, çeker çıkarır dengesiz, ritmsiz bet sesleriyle acıları efkarlının cebinden… cebindekini, daha önce daha çok acı çekmiş olanın cebine indiragandi yaparsın… olay biter… basittir pavyon… primitiftir… nettir… öyle dolambaçlı yollardan katakulliler, türlü herzeler, orostopolluklar düşünmez… derdi orospuluktur zaten… orospuluk, bildiğiniz en namuslu meslektir işte orada… hela kuyruğunda marka kesip size limon kolonyası veren abla da bu yollardan defalarca geçip bergenvari sonlara tutulmuş olup sahneden helaya yuvarlanmıştır.

bir bok sanmayın sahneyi… sahne pek de öyle asil bir yer değildir… eskinin sanatları, piyasaları, sanat elleyicileri yaşasa bir nebze… yeninin her yeri boktan olduğu gibi sahnesi de bomboktandır. sahneye bakanın sahneyle pek de eyleşmediği bir dünya var.. bugünkü popülerimsi şeye alkış, kalanına sümenaltı! kalanında aralarda geyikler… boşverin… dertlenmeye, dert gömmeye gidiyoruz ulan bir pavyona… kimisi her gece… kimisi haftada bir kere… yakan beyazsa 12’ye kadar… yakasızsan sabahlar olmasın…

bir ihtimal daha var, o da pavyon mu dersin? ne iş yapıyoruz be abi? neyi ciddiye alıyoruz ki? sevdiklerimizin kadehine beyaz tenimiz düşer de gelirlerse bizim pavyona haşırt bir içli şarkıyı çalarız, bol klarinetli, bol kemanlı… kemanlar ağlar usta! kalanları şarap şişesine mantar…

yemişim çaldığımız gitarı, davulu… funk’ı, rock’ı, pop’u geçtik… gençliksel dertler… uzun vadede alayımız anlayacağız işimizin pavyonculuk olduğunu… ben epeydir çakozlamaktayım davayı… en büyük hayalim bir pavyon topunun altında rehnederken delikanlı sohbetleri, muhabbet kıvamlı mezelere delikanlı sohbetlerde; savurmak sahneden “helal ulan”ları… “yaşayın”ları… “nurolun”ları… eski kılıklıyım anam babam? ne bekliyorsun?

bizim tangolar pek sizin bildiklerinizden olmaz tabi.. bizim ilacımız makaramız.. meycinin cebine çalışırız… sevemedim kara gözlüm çalınca elden ayaktan düşeriz… aramıza kimse gelip girmesin… mevlam kapı dışında beklemekte… cigara molasında üç beş haytayla pişbirik oynarız.

şimdi sen bu satırları okumazken sevgilim, ben her gece bu istanbul pavyonunda kendi şarkımla raks ediyorum. dedim ya pavyon, var olanın dışındaki, sapan değeri, aykırısı, SPSS’e koysan manipüle edeceğin ilk veri… aykırı yaşamların köstekli saatiyim ben… Istanbul, “ı”yla yazılınca bir kocaman pavyon, bunu bilir bunu söylerim… bir kaç yıl önce çakozladım ilkin, içten içe entel kuntel reddettim.. sonra bir gece “sarmaşık gülleri”nin çaldığı bir pavyona girince jeton düştü… köşeliymiş…

şimdi ben kendi pavyonumda konsa çıkıyorum işte… her gece dönmeyi oynuyorum, pezevenki, orospuyu, heladaki eski assolisti, uvertürü, para babası kara film müridi meyciyi, mamayı, katinayı, afitap’ı… alayını harbi harbi oynuyorum…

uzatmayın babalar… pavyoncuyuz lan işte… kendinize ne entel kisve koydunuz.. ne kadar rockçısınız, ne kadar arockçı onu ben bilmem… bi kafalar bugüne gelsin, kemanlar çalsın… bakın bakalım; bira içen kaç kişi rakıya dönecek?

bugün bir “basıncı” arkadaş sordu… “bir çok iş yapıyorsunuz, kendinizi ne diye tanımlarsınız” diye… “pavyoncuyum” dedim… kabul etmedi… müziğim pavyona uymuyormuş… “bu da benim pavyonum” dedim… “kafanıza göre mi” dedi… “pavyonlar, insanların kafalarına göre geldikleri yerlerdir” dedim… “anladım” dedi… pek anlamış gibi bakmıyordu…

Hiç bu ritmi bozmadan, yeni pavyonculuklarda buluşalım…

O güne kadar

Beni Rahatsız Etmeyin!

0 231