cami

Perde!

Giyotinin kestiği yerin geri dönüşü olmaz. Bıçağınki bazı bazı. Diş ipiyle temizleyerek kurtulabileceğini sanıyor insan geçmişini. Sürrealizm böyle bir şey sanırım. Televizyonu açıyorum, kapatıyorum hemen. Bok mu var televizyonda? Bok demek bile yasak; bok bile yok şu aralar. Bas bas bağıran sakallı ve küt saçlı ve hafiften toparlak bir çocuk şovmen olmuş. Geçenlerde yine görmüştüm bunu; futbol programı da yapıyordu bir çok bağıran hakem eskisiyle. Bir şey ifade etmiyor bana. Kime bir şey ifade ediyor da bu adam şovmen falan oluyor onu da anlamıyorum ya?!? Neyse sayın okur; güncel taşlamaları bırakıp eteğimden taşmaları konuşalım.

Çok garip adamdır Pierre Henri Cami! Soy adının yazılışından bir ibadethane yaratmanın çok da lüzumu yoktur zira Frenkçe’de kendisinin soy adı çok net bir biçimde “Kami” okunmaktadır. Tam adı Pierre Louis Adrien Charles Henry olmakla bilrlikte söylendiği gibi çok garip adamdır bu Pierre Henri Cami! İğne atsan yere düşmez çok karanlık ruhunda! Baştan aşağıya siyahlar giyen bir Pou’lu bu adam.

20 Haziran 1884’te Aşağı Pireneler denilen, İspanya sınırında doğmuş sayın Cami, tiyatrocu olmayı çocuk yaştan kafaya koymuş her tiyatrocu gibi. Çocuk yaştan kafaya koymasa şaşardım. Tesadüfün popo deliği bir biçimde tiyatrocu olanı görmedim henüz. Kendisine kalsa kendisinden oyuncu olmaz ama ona kalmıyor, kabul olunuyor bir şekilde Konservatuar’a. Ona kalsa ondan oyuncu olmaz ama tiyatro dünyasında yeteneksizler yeteneklilerden fazla! Paris’e gelip oyuncu olmayı kafasına koymuş ama dedik ya İspanya sınırında; Gaskonya üzerinden Paris’e gelmiş bir dağ köylüsü diyalektiğiyle öyle şak diye tiyatrocu olunmuyor. O diksiyonla ilk başrolü kekeme eczacı… İkincisi kekeme kapıcı… Üçüncüsü kekeme yazıcı… Kekemede başarılı demek ki! Başrol dediysem hümoru görün sayın okur; bu kadar kekeme Fransız tiyatro tarihinde başrol olmamıştır. Köye gönderilmiş ve “bizim pierre oyuncu mu olmuş lan?!?” mealindeki fotoğrafının arkasına böyle çiziktirmiştir muhtemelen. Kekeme oynadığında aksanındaki saçmasapanlık çok anlaşılmamaktadır. Bu sebepten kendisi Odeon Tiyatrosu’nda çok kekeme oynamıştır. Oysa çocukluktaki en büyük merakı boğa güreşidir. Matador olmak ister bir süre! Esas çocuk yani! Kontrador falan değil! Sahneye assolist çıkar, en son… Sersemlemiş boğayı o öldürür!

Sıçtığımın Odeon Tiyatrosu’ndaki kekeme kariyeri kendisini baymış olacak ki üstad, çok kalın oyunlar yazmaya ve yazarlıkta başarı sağlamaya karar vermiştir. Her biri maksimum 5 sayfa uzunluğundaki oyunlarını yazar Cami! Ki hayatında hiç cami kapısından içeri girmemiş iki rekat namaz kılmamıştır! Bu sayın oyunları da pek bir halta yaramaz. Ünlü münlü olamaz. ”Cenazelerin mesleki ve mizahi ilk yayın organı” denen le Petit corbillard illustré dergisinin ilk sayısını 15 Temmuz 1910’da çıkarmak en büyük başarısı olmakla birlikte bu çok sayın başarısı 7 sayı sürmüştür. Biyografisinde şöyle yazar: “Bu dergiden sonra adı gazete çevrelerinde duyulmaya başladı ve askerlikten muaf tutuldu.” Yani sakıncalı mı bulunmuş? Deli mi? Gay mi? Anlaşılamamıştır. 1921’de Charlie Chaplin‘le tanışan Cami, 1933’te L’Illustration dergisinde çalışmaya başlar. Böylece çizgi roman dediğimiz şeyin içinde bulur kendini ve çeşitli çizgi roman karakterleriyle ünlü olur. Yani pek adamdan da yazardan da sayılmamıştır. Biyografiden başka bir cümle: “Cami, 1945’te II. Dünya Savaşı‘nın bitimiyle gözden düşmüştür.” Nasıl yani? Hiç göze girdiğini bilmiyorum oysa ben?! Montmartre mezarlığına gömülür gider sonunda. 3 Kasım 1958’de…

Pau’da doğmuştur dedik ya; Kral IV. Henri gibi… Adaşı gibi yani.. ancak ondan üç buçuk yüzyıl sonra… Fransa coğrafyasından çakan var mıdır bilemem ama bilen bilir Pau’nun en büyük özelliği Madrid’in daha bir başkent olmasıdır. Yani Madrid bizim Paris’imiz, Paris çok uzaklarda. Bu uzaklıktan kaynaklı kültür ve mizah farkını Paris’e yedirememiş bir yazık adam!

Meydan Larousse’da falan pek rastlanmaz adına. Rastlanmışsa o Larousse’da bir tantana var demektir, o Larousse’a güvenilmez. Buna rağmen kendisinin Türkçe’ye çevrilmiş abuk sabuk şiirimsileri vardır:

ne yazdimsa kisa yazdim
sisman sisman yazanlar var
bir dusunceyi aliyorlar
sayfa sayfaliyorlar
ne yazdimsa satir yazdim
cok dusundum cumle yazdim
cumle alem bakakaldi

İşte bu sayın Cami; pek lügatlarda ismi geçmezken bir gün Paris’in sahaflarında dolanan bir deli ruhlu Türk tarafından keşfedilip oyunları – hayatı – yazdıkları eksen alınarak oyunlaştırılmıştır.

Münir Özkul, Erol Günaydın, Rasim Öztekin, Demet Akbağ’lı bir kadroyla, seyircileri çağın ötesindeki bu tuhaf mizahı anlayamasa da, “bu tiyatrocu çok moda” diye doksanların başında kapalı gişe oynamıştır Ferhan Şensoy’un Yorgun Matador oyunu.

0 189